Nurşilan Şahin
Arkadaşlıkta Müjde Merkezli Yeni Bir Başlangıç
1. Müjdeyle Başlayan Yeni Hayat: Eski Olanı Geride Bırakmak
Bir kimse Mesih’teyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur. (2.Korintliler 5:17)
Yeni başlangıçlardan söz ettiğimizde çoğu zaman büyük kararları, yeni alışkanlıkları ya da yeni ruhsal disiplinleri düşünürüz. Oysa iman ettiğimizde Kutsal Yazılar bize daha köklü bir başlangıçtan söz eder: Mesih’te artık yeni yaratıklarız. Bu yeni yaşam, yalnızca iç dünyamızda değil, hayatımızın bütün alanlarında eski olanı geride bırakmayı gerektirir. Buna arkadaşlıklarımız da dahildir.
Ne var ki hayatımızın en belirleyici alanlarından biri olan arkadaşlıklar, çoğu zaman bu yenilenme çağrısının dışında kalır. Müjdeye inanırız; fakat ilişkilerimiz müjdeyle şekillenmez. Tanrı’yla barıştığımızı söyleriz, ama insanlarla olan ilişkilerimizde hâlâ eski kalıplarla yürümeye devam ederiz.
Oysa müjde yalnızca Tanrı’yla ilişkimizin kapısını açmakla kalmaz; bütün ilişkilerimizin merkezini yeniden oluşturur. Tanrı bizi, biz O’na düşmanken sevdi. Günahımızın ortasında bağışladı. Biz henüz barış istemezken, Tanrı Mesih’te bizimle tam ve kalıcı bir barış sağladı. Bu barış pazarlıkla kurulmadı; tek taraflı, lütuf temelli ve tamamlanmış bir barıştır. İşte Hristiyan yaşamının başlangıç noktası budur: Tanrı’yla yeniden kurulan bu dikey ilişki.
2. Tanrı’yla Barışın Meyvesi: Değişen İlişkiler
Bizse seviyoruz, çünkü önce O bizi sevdi. “Tanrı’yı seviyorum” deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı’yı sevemez. “Tanrı’yı seven kardeşini de sevsin” diyen buyruğu Mesih’ten aldık. (1.Yuhanna 4:19-21)
Ancak Tanrı’yla kurulan bu ilişki, yalnızca iç dünyamızda yaşanan kişisel bir deneyim değildir. Müjde, insanın bütün yönlerine dokunur ve kendini kaçınılmaz olarak yatay ilişkilerde açığa vurur. Tanrı’yla barışan bir insanın, insanlarla olan ilişkilerinin değişmemesi mümkün değildir. Çünkü müjde, bizi yalnızca bağışlanmış kişiler olarak tanımlamaz; bizi aynı zamanda Tanrı’nın barıştırıcı işine katılan insanlar olmaya çağırır.
Yuhanna’nın sözleri bu noktada sarsıcı bir netlik taşır: Tanrı sevgisi soyut bir iddia olarak kalamaz. Tanrı’yı sevdiğimizi söyleyip kardeşimize yönelmeyen bir sevgi, Kutsal Yazılar’a göre sahici değildir. Dikey ilişkide dile getirilen sevgi, yatay ilişkilerde sınanır. Sevginin gerçekliği, Tanrı’ya dair söylediklerimizde değil; en yakınımızdaki insanlara nasıl davrandığımızda görünür hâle gelir. Bu dönüşümün en somut ve sınayıcı biçimde ortaya çıktığı alanlardan biri de arkadaşlıklarımızdır.
3. Müjde Merkezli Arkadaşlığın Çağrısı: Kendini İnkâr Etmek
“Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, her gün çarmıhını yüklenip beni izlesin” (Luka 9:23)
Ne var ki tam da burada zorlanırız. İlişkilerde anlaşılmak isteriz ama anlamakta isteksiz davranırız. Bağışlanmayı bekleriz ama bağışlamak ağır gelir. Sevilmek isteriz ama sevmenin bedelinden kaçarız. Gururumuz kırıldığında geri çekilmeyi, incindiğimizde mesafe koymayı tercih ederiz. Bu
yüzden müjde merkezli arkadaşlıklar geliştirmek kolay değildir. Çünkü böyle bir yakınlık, bizi sürekli kendimizi inkâr etmeye, çarmıhımızı yüklenmeye ve Mesih’in yolunda yürümeye çağırır.
Müjde merkezli arkadaşlık, bu nedenle kusursuz insanların bir araya gelmesi değildir. Aynı ilgi alanlarını paylaşmakla, benzer hayat tecrübeleri yaşamış olmakla ya da yalnızca iyi vakit geçirmekle açıklanamaz. Bu tür bir arkadaşlık, Tanrı’nın bizimle kurduğu ilişkinin başkalarıyla olan ilişkilerimize yansımasıdır. İnsanlara artık kendi ölçülerimizle değil, Tanrı’nın lütuf dolu bakışıyla bakmayı öğrenmeye başlamamızdır.
Bu yakınlıkta haklı çıkma arzusu yerini barışma çağrısına bırakır. Hesap tutmanın yerini bağışlama, mesafenin yerini sadakat alır. Susmanın bilgelik olduğu yerde dili dizginlemeyi, konuşmanın gerekli olduğu yerde gerçeği sevgiyle dile getirmeyi öğreniriz. Vazgeçmek isterken sadakatle kalmaya, incindiğimizde geri çekilmek yerine barışın peşinden gitmeye çağrılırız. Böyle bir arkadaşlıkta günah görmezden gelinmez; ama günahkâr da umutsuzluğa terk edilmez. Gerçek gizlenmez; fakat sevgi de geri çekilmez. Çünkü merkezde artık “ben” değil, Mesih vardır.
Kendini inkâr etmek, daha derinde bir amaç değişimini de ifade eder. Doğal eğilimimiz, arkadaşlıklara yaklaşırken “Bu bana nasıl hissettirecek?”, “Beni teşvik edecek mi?”, “Beni mutlu edecek mi?” gibi sorular sormaktır. Müjde ise bakış açımızı tersine çevirir. Aynı ilişkiye bu kez “Ben bu kişiye nasıl teşvik olabilirim?”, “Onun sevinmesine ve imanda güçlenmesine nasıl katkı sağlayabilirim?”, “Bu ilişkide Tanrı’nın sevgisine nasıl bir araç olabilirim?” sorularıyla yaklaşmayı öğretir.
İşte kendini inkâr eden sevgi tam da burada somutlaşır. Merkezde artık kendi beklentilerimiz ve tatminimiz değil, karşımızdaki kişinin ruhsal iyiliği yer alır. Çünkü Hristiyan yaşamının amacı Tanrı’yı daha çok tanımak ve Mesih’e daha çok benzemektir. Bu amaç, arkadaşlıklarımız için de geçerlidir. Bu yüzden müjde merkezli arkadaşlıkta, “Bu ilişki bana ne kazandırıyor?” sorusu yerini, “Bu kişinin Tanrı’yı daha derinden tanımasına nasıl yardım edebilirim?” sorusuna bırakır. Kendi iyiliğimizi değil, başkasının iyiliğini; hatta daha da ötesinde, hepimiz için en iyi olan Tanrı’yı daha çok tanımayı aramak, kendini inkâr eden arkadaşlığın en sade ve en gerçek ifadesidir.
4. Mesih’te Şekillenen Arkadaşlıklar: Adım Adım Bir Yürüyüş
Bunun için, sevgili çocukları olarak Tanrı’yı örnek alın. Mesih bizi nasıl sevdiyse ve bizim için kendisini güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak nasıl Tanrı’ya sunduysa, siz de öylece sevgi yolunda yürüyün. (Efesliler 5:1-2)
Mesih’te şekillenen arkadaşlıklar kendiliğinden oluşmaz. Bu sevgi, doğal eğilimlerimizin ya da karakter gücümüzün ürünü değildir. Tam tersine, bizi zorlayan, törpüleyen ve zamanla biçimlendiren bir yürüyüşün içinde şekillenir. Sevginin ölçüsü, yönü ve bedeli bu yürüyüşte bizim tarafımızdan değil, Mesih’in kendisi tarafından belirlenir. Bu nedenle müjde merkezli arkadaşlık, bir anda ulaşılmış bir seviye değil; adım adım öğrenilen, düşe kalka sürdürülen bir yoldur.
Bu tür bir arkadaşlık yüzeysel bir yakınlık değildir. Zamanla insanı değiştiren, gizli günahları açığa çıkaran, bencilliği görünür kılan ve sabrı öğreten kutsallaştırıcı bir yakınlıktır. Çoğu zaman doğru insanı bulduğumuzda değil, doğru kaynağa sadık kaldığımızda gelişir. Çünkü arkadaşlıklarımızın gerçek kaynağı, önce Mesih’le olan dostluğumuzdur. O’nun bizi nasıl sevdiğini, nasıl sabırla taşıdığını ve sevgisini bizden nasıl esirgemediğini daha derinden kavradıkça, bu ilişki diğer bütün ilişkilerimizi de dönüştürmeye başlar.
Unutmayalım ki, Mesih’in bedeninin üyeleri olarak, bizi bir araya getiren şey Mesih’in kanıyla kurulan bağdır. Bu nedenle aramızdaki bağ, dünyadaki diğer tüm ilişkilerden daha derin ve daha kalıcıdır. Tanrı bu bağın güçlenmesi için bize lütuf dolu yollar sunar: birlikte ibadet etmek, birlikte dua etmek, Tanrı’nın Sözü’nü birlikte okumak ve birlikte Rab’be yönelmek. Bunlar fazladan yükler değil, Tanrı’nın halkına verdiği armağanlardır.
Sonuç olarak, müjde merkezli arkadaşlık, Tanrı’nın bizimle kurduğu ilişkinin bir yankısıdır. Tanrı’nın bizimle olan dostluğu derin ve güven vericidir. O sabırlıdır, sadıktır, gerçeği sever ve sevgisini bizden esirgemez. Bizler de bu sevginin ışığında, arkadaşlıklarımızda da yeni bir başlangıç yapmaya çağrılıyoruz.
Öyleyse Mesih’in örneğini izleyen bir halk olarak arkadaşlıklarımızda büyüyelim. O’nun bizi sevdiği gibi sevmeyi, bağışladığı gibi bağışlamayı öğrenelim. Çünkü müjde yalnızca bizi kurtarmadı; bizi birlikte yürümeye, birbirimizin yükünü taşımaya ve Mesih’in dostluğunu bu dünyada görünür kılan bir halk olmaya çağırdı.


