Volkan Gültekin
Etrafıma baktığımda şunu fark ediyorum: İnsanlar hiç olmadığı kadar yorgun, kaygılı ve yalnız.
Herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyor ama çoğu kişi içten içe tükenmiş durumda. Gülüyoruz, paylaşıyoruz, konuşuyoruz… ama kalbimizin derinlerinde bir boşluk var. Sanki bir şeyler eksik ama ne olduğunu tam adlandıramıyoruz. Eskiden insanlar zor zamanlar geçirirdi ama umutları vardı. Şimdi ise imkanlar arttı, ama umut azaldı. Ben de bunu kendi hayatımda hissediyorum. Bazen her şey yolundaymış gibi görünse bile içimde sessiz bir yorgunluk oluyor. Çünkü bu dünya çok şey vaat ediyor ama çok azını gerçekten verebiliyor. İnsanlar artık güçlü görünmeye çalışıyor. Kimse kırıldığını, yorulduğunu, korktuğunu söylemek istemiyor. Ama içten içe hepimiz aynı soruyu soruyoruz: “Gerçekten güvende miyim?” “Beni gerçekten anlayan, gören biri var mı?” İşte tam burada Tanrı’nın sesi duyuluyor. Tanrı, insanın sadece başarılarına değil, yorgunluğuna da sesleniyor. Sadece güçlü olduğumuzda değil, en kırılgan hâlimizde de yanımızda olduğunu söylüyor. Kutsal Kitap’ta geçen şu söz bu yüzden bana çok dokunuyor:
“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! bana gelin, ben size rahat veririm.”
(Matta 11:28)
Bu bir davet. Mükemmel olmaya değil… Güçlü görünmeye değil… Olduğun gibi gelmeye bir davet.
Bugün insanların en çok ihtiyacı olan şey; daha fazla başarı değil, daha çok onay değil, daha yüksek sesle konuşmak değil. İnsanların ihtiyacı olan şey: umut. Umut, her şey yolunda gittiğinde değil; her şey dağılırken tutunabileceğin şeydir. Umut, karanlığın yok olduğunu değil, ışığın hâlâ var olduğunu bilmektir.
Ben şunu öğrendim: Tanrı her şeyi hemen düzeltmeyebilir ama bizi asla yalnız bırakmaz. Bazen sorularımız cevap bulmaz, ama O yanımızda durur. Ve bazen, tek ihtiyacımız olan şey şudur: Biri bize “Yalnız değilsin” desin. Bugün bunu okuyan herkes şunu bilsin: Yalnız değilsin. Görülüyorsun. Ve umudun hâlâ var. Çünkü Tanrı hâlâ çalışıyor. Sessiz görünse bile, vazgeçmiş değil. Ve belki de bu yazıyı okumanın sebebi tam olarak budur.


