Antakya’da Kadınlardan birer miras: umut defterleri

Özel Röportaj

Elmas Akın – Antakya Mesihçiler Kilisesi


Antakya’da Rab’bin başlattığı hareket sessiz ama güçlü bir şekilde çoğalarak büyümeye devam ediyor. Hiç planlamadığımız, hiç tahmin etmediğimiz şeyler oluyor; Tanrı, bizi kendi yollarıyla şaşırtıyor. Antakya’da özellikle kadınlar arasında yaşananlar, hepimize Tanrı’nın ne kadar diri ve etkin olduğunu yeniden hatırlatıyor.

Antakya Mesihçiler Kilisesi’nde hizmet eden Elmas kardeşimizle gerçekleştirdiğimiz sohbet, yüreğimi derin bir şükranla doldurdu. Onun anlattıkları karşısında Tanrı’yı yüceltmemek mümkün değildi. Çünkü anlatılanlar bir programın, bir stratejinin değil; Tanrı’nın Sözü’nün insan yüreklerinde nasıl karşılık bulduğunun canlı tanıklığıydı.

Bugün Antakya Mesihçiler Kilisesi’nin kitaplığında yer alan onlarca defter, bu sessiz ama derin hizmetin hem birer hatırası hem de yeni başlangıçların şahidi olarak duruyor. Sayfalarına bakıldığında, büyük bir işin izlerinin orada gizli olduğu hemen fark ediliyor. Tam 366 kadın, İncil’i baştan sona kendi elleriyle bu defterlere yazdı. Çoğu Hristiyan değildi. Ama Tanrı’nın Sözü’nü merak ettiler. Okumakla yetinmediler; yazmaya başladılar. Ve bir kez başladıktan sonra bu süreci durdurmak neredeyse imkânsız oldu.

Elmas, bu işin nasıl başladığını şöyle anlatıyor:

“Çocuklara hizmet etmek için gelen bazı kardeşler, çocuklardan İncil’den bölümler yazmalarını istemişti. Bu kardeşler ayrıldıktan sonra, çocukların annelerinden bazıları kiliseye gelip kendilerinin de İncil’i yazmak istediklerini söylediler. Önce Yuhanna’yı yazmalarını önerdik. Sayı başta birdi. Sonra iki oldu, üç oldu… Ardından on, elli derken sayı hızla arttı. Ve bu çalışma Yuhanna ile sınırlı kalmadı; kadınlar tüm İncil’i yazmaya başladılar.

Sadece öğrenmek için yazan kadınlara hediye verdik çünkü büyük bir emek vardı ve sırf öğrenmek için yazdılar  Bu şekilde yazmak isteyenlerin sayısı artı bazıları belki hediye için yaptılar ama bazıları da gerçekten öğrenmek için yazdılar

İbraniler 4:12 der ki

“Tanrı’nın sözü diri ve etkilidir, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini, amaçlarını yargılar”

Bir karı koca birlikte tüm Kutsal Kitap’ı yazdılar, bu zamanda Tanrı’nın Sözü’nü okumuş oldular. Bazıları yarısına kadar yazdılar.

Ne yazık ki depremden sonra çoğu dağıldı. Ancak biliyoruz ki Tanrı’nın Sözü onlarla birlikte gitmiştir. Sonrasında ne zaman geri döner bilemiyoruz.

Bugün o defterler, Tanrı’nın Sözü’nün suskun sayfalardan taşarak hayatlara nasıl dokunduğunun sessiz ama güçlü bir tanıklığı olarak orada duruyor. Antakya’da Tanrı işliyor. Ve biz, O’nun yaptıklarına hayranlıkla tanıklık ediyoruz.”


İ