Ebra Mirvelioğlu
Hepimiz kendimizi şu cümleleri kurarken bulmuşuzdur: “Pazartesi gelsin diyete
başlayacağım.” “Yeni yıla girdikten sonra daha düzenli olacağım.” “Bu ay her gün Kutsal Kitap okuyacağım!!” “ Bugünden sonra her gün yatağımı uyandığım gibi toplayacağım.” “Önümüzdeki ay sigarayı bırakıyorum.”
Peki, dürüst olalım; hangimiz bu hedefleri zamanında ve tam olarak gerçekleştirebildi? Şahsi olarak konuşmam gerekirse, ben çoğu zaman yapamadım. Kendime sürekli “milat” kabul ettiğim günler seçerek hedefler koydum ama bu hedefler çoğu zaman birkaç gün içinde gözümden kayboldu.
Peki başlamak neden zor? Neden sürekli bir şeyleri erteliyoruz? Neden bazen bazı basit şeyleri yapmak bizlere işkence gibi geliyor?
İnsan zihni, geçmiş hataları telafi edebilmek için geleceğe dair net sınırlar koymak ister. “Pazartesi” veya “Ayın 1’i”, bu sınırların en yaygın sembolüdür. “Bugün bozdum ama Pazartesi kesin başlıyorum” dediğimizde, aslında bilinçaltımızda bir vicdan rahatlatma mekanizması çalıştırırız. Kendimize yeni bir şans tanıdığımızı düşünürü ama çoğu zaman bu, gerçek bir dönüşümden ziyade sadece zaman kazanma çabasıdır.
Bu durum bizi tehlikeli bir tuzağa çeker: “Ya Hep Ya Hiç.” Pazartesi günü o başlangıç mükemmel yapılmadıysa, haftanın geri kalanı da “çöpe gider.” Minik bir aksaklıkta tüm süreç terk edilir. Çünkü aradığımız şey süreklilik değil, kusursuzluktur.
Peki bu kusursuz başlangıç gerçekten mümkün mü? Ya da şöyle soralım: İman hayatında itaat etmek için şartların mükemmelleşmesini mi beklemeliyiz?
Bu noktada Kutsal Kitap’tan Nuh’un hikayesine bakabiliriz. Sizce Nuh gemiyi yapmayı erteleseydi ne olurdu? Nuh gemiyi inşa etmek yerine “Ya Rab, yarın başlarım” deyip erteleseydi ya da “Ya Rab ne seli, tufanı? Hava güllük gülistanlık, dur bir bakalım duruma göre ayarlarız bir şeyler” diyebilirdi ama Nuh hemen gemiyi inşa etmeye başladı ve Tanrı’nın buyruklarını yerine getirdi. Sonucunda Nuh ve ev halkı hayatta kaldı. Rab onları korudu ve kolladı.
Peki İbrahim’in hikayesine baktığımızda; RAB Avram’a, “Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git” dedi. Her şeyi geride bırak ve dediğim ülkeye git… “Hangi ülke? Orada evim olacak mı? Ne yapacağım?” diye düşünmedi ve Avram RAB’bin buyurduğu gibi yola çıktı.
Peki Avram deseydi ki; “Rab ben çok yorgunum, yol çok uzun, biraz daha dinleneyim sonra çıkarım.” Rab, “Git” diyorsun da “Nereye gideyim?” diye sorsaydı, belki de ulusların babası olan İbrahim olmayacaktı. Haran’da yaşayıp ölen bir Avram olarak kalacaktı ama o Rab’bi dinledi ve O’nun yolundan yürüdü. Rab de ona verdiği vaatleri bir bir gerçekleştirdi.
Son olarak Musa. Çocukken okumaktan en çok keyif aldığım bölüm, Musa’nın Kızıldeniz’i ikiye ayırdığı bölümdü. Düşünsenize; arkanızda bir dolu insan, onların arkasında onları öldürmek isteyen bir ordu. Kaçacak tek yeriniz önünüzdeki deniz. Herkes ayrı bir şey söylüyor ama RAB Musa’ya şöyle sesleniyor: “Niçin bana feryat ediyorsun? İsrailliler’e söyle, ilerlesinler. Sen değneğini kaldır, elini denizin üzerine uzat. Sular yarılacak ve İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçecekler.”
Tanrı denizi önce yarmadı. Onlara “ilerleyin” dedi. Onlar denize doğru adım atmaya başladıklarında deniz yarıldı. Bazen biz kendimiz için yolun açılmasını, denizin yarılmasını bekliyoruz ama Rab denizi yarmak, yolu açmak için bizim adım atmamızı bekliyor. Musa o gün üşenseydi ve “Ya Rab, bugün İsraillileri Mısır’dan çıkartmayayım, çok zahmetli” deseydi neler olurdu bir düşünün. Musa Rab’be bir adım attı, Musa elini denizin üzerine uzattı. RAB bütün gece güçlü doğu rüzgarıyla suları geri itti, denizi karaya çevirdi. Sular ikiye bölündü, İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçtiler. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturdu. Ve sonunda kurtuldular.
Bu üç iman kahramanına baktığımızda ortak bir nokta görüyoruz:
Nuh, yağmurun yağmasını beklemedi.
İbrahim, haritanın netleşmesini beklemedi.
Musa, engelin kalkmasını beklemedi.
Peki bizler neleri bekliyoruz? Neden başlamıyoruz? Neden bizleri tufandan koruyacak gemiyi inşa etmek için yağmurun gelmesini bekliyoruz? Neden yola çıkmak için kusursuz bir yol haritası hazırlamaya çalışıyoruz? Ya da hayatımızdaki engellerin kendiliğinden ortadan kalkmasını bekliyoruz? Neden başlamak için bir adım atmıyoruz?
Cevap aslında Pavlus’un o sarsıcı itirafında gizli. Bizler başlamayı “istiyoruz” ama yapamıyoruz çünkü düşmüş doğamız, irademizle sürekli savaş halindedir. Pavlus, Romalılar 7:19’da hepimizin yaşadığı bu çaresizliği şöyle özetler: “İstediğim iyi şeyi yapmıyorum, istemediğim kötü şeyi yapıyorum.”
Ertelemek tam olarak budur. Diyete başlamayı, dua etmeyi, hizmet etmeyi (iyi olanı) isteriz; ama ertelemeyi, tembelliği ve kaçışı (istemediğimiz kötü şeyi) yaparız. Bu bizim günahlı doğamızın bir gerçeğidir.
Biz ise bu gerçekten kaçmak için “Pazartesi” gibi, “Yeni Yılda” gibi, “Önümüzdeki Ay” gibi hayali milatlar uydururuz. “Pazartesi günü tertemiz bir sayfa açacağım ve hiç hata yapmayacağım” dediğimizde, aslında doğamıza aykırı bir iddiada bulunuruz. Hiç hata yapmamak, kendi çabamızla tamamen temiz bir sayfa açmak mümkün olabilir mi? Kutsal Kitap, 1. Yuhanna 1:8 şöyle uyarır: “Günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız, içimizde gerçek olmaz.” Bu ayet “kusursuzluk” iddiasının bizi büyük bir yalanın içine sürüklediğini söyler çünkü kusursuz olmak düşmüş doğamıza aykırıdır.
Demek ki erteleyerek beklediğimiz o “hatasız, günahsız, mükemmel başlangıç günü” hiç gelmeyecek. Çünkü sorun takvimde değil, bizim “istediği iyiyi yapamayan” zayıf doğamızdadır.
Başlamak için ihtiyacımız olan şey mükemmel bir takvim, mükemmel bir gün, kusursuz an, müthiş bir zamanlama değildir. Başlamak için ihtiyacımız olan şey bu zayıflığımızı örtecek mükemmel bir Kurtarıcı’nın lütfudur. Lekesiz, günahsız, Tanrı Kuzusu’nun lütfu.
Başlangıç, mükemmel olmayı beklemek değil; eksikliğimizi kabul edip O’na sığınmaktır. Çünkü RAB sevecen ve lütfedendir, tez öfkelenmez, sevgisi engindir. Bu yüzden Söz, insan olup aramızda yaşadı. Bizlerin günahlarını silmek ve zayıflıklarını örtmek için. O zaman başlamak için mükemmel anlar beklemek yerine O’na gidelim. Kusursuz ve mükemmel olan tek varlığa, Rab İsa Mesih’e.


